Toksik Kurum Kültürü

Toksik Kurum Kültürü Üzerine

People & Culture Corner’ın en başından beri birçok konuyu “Bu problemin kökeninde ne var da biz bunları yaşıyoruz ve hep nasıl iyileştirebiliriz” yaklaşımı ile irdelemeye çalıştım. Geçen akşam çok sofistike salonumuzda şitketlerin toksik kültürünü irdelemeye başladım. Çok üzülerek söylüyorum ki bu konuları Türkiye’ye geldiğimde daha çok düşünüyor, daha çok irdeliyorum. Çünkü daha fazla deneyim çok daha fazla hikaye dinliyorum.

Çalıştığım yerlerden neden ayrıldım, neden uzaklaştım, şu an olduğum yere neden emek veriyorum, neden zaman harcıyorum?

en sık sorduğum sorulardandır.

Hepimiz sosyal canlılarız. Birbirimizden öğrenir birbirimizden besleniriz.

Keza Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Teorisi de biz destekler nitelikte insanların davranışlarını çevrelerinden öğrendiklerini belirtir. Eğer iş yerinde toksik bir kültür varsa, yeni çalışanlar bu kültürü öğrenebilir ve böylece toksik davranışlar devam eder. Bu drum gündelik yaşamınıza, ilişkinize, iletişim dilinize, hatta mizah anlayış ve yapışınıza kadar yansır. Zamanla bu davranışlar tutum, tutumlarımız karakterimize dönüşür. Nesilden nesile toksiklik…

Minik bir paylaşım alanı açayım: Hem öğrencilik yıllarımda hem de profesyonel kariyerim başladıktan sonra çok fazla organizasyon içerisinde yer alıyordum. Bu organizasyonlardan bazıları duygusal manipülasyondan beslenen ve babacan liderlik modeline uygun yönetimler yetiştiren organizasyonlardı. Kullanılan iletişim kanalları “geri bildirim” adı altında yıkıcı ve eleştiriye dayalı; aile, vefa gibi ortak değerlerin sömürüsünde büyüyen topluluklardı. Organizasyon ne kadar büyük ve ne kadar değişken bir yapıda olursa olsun içeride çoğunlukla benzer yapıda insanlar yer alıyordu. İnsanlar, olaylara sevinmeleri, üzülmeleri, ağlamaları, gülmeleri, düşünceleri ile birbirine o kadar çok benziyorlardı ki bu durum uzun süre kendimi sorgulamama sebep oluyordu.

Benzer şekilde profesyonel kariyerimde devam ettiğim şirketlerde de benzer sistemlerle karşılaştığımda dünya böyle dönüyor herhalde dememe ramak kalmıştı. Çünkü “dünya böyle dönüyor” kabullenişi sizi sistemin bir parçası haline getiriyor. Seçtiğim ismi kabul etmeyen bir şirket, trans haklarını benimsemeyen bir şirketin çalışanları da pek tabi eril şakalarda bulunabiliyorlardı. Beni sorarsanız ise bu şirketlerden ayrıldıktan sonra bu amca gibiydim:

 

Peki bu insanlar öyle bir gecede mi ortaya çıkıyorlar?

Hayır.

Sistemin çarkı ihtiyacı olan elementlerle tek tek kuruluyor. İşte buna da Toxic Triangleyani Toksik Üçgen diyoruz. Art Padilla, Robert Hogan ve Robert Kaiser tarafından hataya geçirilen bu terimin çıkış noktası ise “Pozitif Liderlik”. Hepimizin bildiği gibi toksik liderler uygun ortamı ve uyum sağlayan takipçileri ile lider oluyor. Özellikle uyum sağlayanların karşılanmamış ihtiyaçları, düşük olgunlukları ve/veya düşük temel öz değerlendirmeleri var ise daha sıkı takipçi olup idol olarak görmeye eğilimli oluyor.*

Aynı durum kurumlar için de söz konusu.

Toxic Triangle ise karşımıza işte bu üç element ile geliyor.

 

 

 
  1. Yıkıcı Liderler: Padilla, Hogan ve Kaiser toksik bir liderin niteliklerini beş element ile tanımlıyor: Karizma, kişiselleştirilmiş güç, narsisizm, olumsuz yaşam teması ve nefret ideolojisi.
  2. Duyarlı Takipçiler: Liderin takipçileri ise iki bakış açısında değerlendiriliyor. Bir tarafta uyum sağlayanlar yani karşılanmamış ihtiyaçları, düşük olgunlukları ve/veya düşük temel öz değerlendirmeleri olan bireylerin boyun eğiciliği. Diğer tarafta ise işbirlikçiler; liderin yanında varolan durumdan faydalanmaya çalışan hırslı, lider ile benzer dünya görüşüne sahip olan bireyler.
  3. Elverişli Ortam: Lider ve takipçilerini bir araya getiren son element ise uygun ortam. Yani öncesinde bulunan istikrarsız bir yönetim, kullanılabilecek kültürel değerler, kontrol ve denge mekanizması eksikliği toksik bir durumun ortaya çıkması için yeterli olacaktır. Tarihe baktığımızda ise devlet yapılarında da aynı sistemleri görmek çok olağandır.

Tüm bu elementlerin bir araya gelerek oluşturduğu toksik – zehirli üçgen ise kurumları ortasına alıp bir döngü üzerinde devam ettiriyor.

İşte burada devreye girecek yaklaşım ise Dönüştürücü Üçgen.

No alt text provided for this image
People & Culture Corner

Mike Rybacki and Chaveso Cook tarafından Toksik Üçgen’e karşılık gelen bu model kurumların bu zararlı ortamı elementleri ile dönüştürmesi gereken yere çekiyor. Her element kendi alt alanında bizlere örnek sunuyor. Bunu da bir sonraki yazımda ele alacağım.

Ve elbette kurumların da toplulukların da bu dönüştürücü üçgenin ortasında yer alabilmesi için oldukça bir emek ve zamana ihtiyacı oluyor. Çünkü William O’Connell’in da dile getirdiği gibi;

Popüler olmayan bir fikri savunarak rahat bir yeri riske atmak gerçek ahlaki cesaret gerektirir.”

Çünkü olumlu her değişimin sonu bahardır…

Sevgilerle,

Yorum Yap